logo

Mazlum Türkistan'ın en yetim bölgesi: Gulca

Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’ın Gulca bölgesi Osmanlı’yı arıyor. Resmi olarak Osmanlı’ya bağlanan ve Halife’ye biat eden Gulca bölgesi, Anadolu’yu çok seviyor ve hatta Hacca giderken dahi önce İstanbul’a uğruyordu. 
Osmanlı da o bölgede okullar, medreseler açıyor ve okumaları için Gulcalı gençleri İstanbul’a getiriyordu. Tarihe “Gulca katliamı” ismi ile kaydedilen büyük katliamlara da sahne olan Gulca’yı ise bugün Anadolu’da bilen dahi yok. 
Kızıl Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’ın en yetim coğrafyası Gulca’nın Anadolu ile olan tarihi ve kültürel bağları yürekleri dağlıyor. Çünkü 100 yıl öncesine kadar her açıdan bize bağlı olan Türkistan Müslümanları şimdi Türkistan’dan Anadolu’ya göç edenler tarafından dahi bilinmiyor. Osmanlı’ya resmi olarak bağlanan, Halife’ye biat eden ve hacca giderken İstanbul’a uğramaya çok büyük önem veren Türkistan Müslümanları şimdi ise hiç bilinmiyor. Oysa Osmanlı o bölgede okullar açmış, alimlerini göndermiş ve oradan da okuması için Türkiye’ye öğrenci getirmişti. 
13. YÜZYILDA BURADA İLK İSLAM DEVLETİ KURULDU
Doğu Türkistan tarihinin tarihimiz açısından çok büyük bir ehemmiyeti ve yeri vardır. Tarihî köklerimiz itibariyle zengin bir geçmişe sahip bu topraklarda binlerce yıllık bir mücadele yaşanmış ve halen de yaşanmaktadır. Doğu Türkistan’ın stratejik noktalarından birisi de günümüzde belki de ismini dahi bilmediğimiz Gulca bölgesidir. Bu bölgede hâkim olan adalet ve huzur, zamanla yerini kan ve zulüm dolu günlere bırakmıştır. Gulca, bir ticaret merkezidir ve şehrin nüfusu 200 bin civarındadır. Toprağı 56.000 km2’dir. Halkının büyük bir kısmı Müslüman’dır. Ayrıca Mançu, Rus ve Çinli olmak üzere çeşitli topluluklar da vardır. 13. yüzyılın başlarında, bir Karluk beyi olan Buzar (Ozar) Toğrul Han, Almalığ (Almalık) başşehir olmak üzere burada bir İslâm devleti kurdu. Daha sonra Moğolların hâkimiyetine giren bölge, Cengiz Han’ın ölümünden sonra ikinci oğlu Çağatay’ın payına düştü ve 1508’de son Çağatay hanı Ahmed Han’ın öldürülmesiyle Şeybânîlere intikal etti. 16. yüzyılın sonlarında veya 17. yüzyılın başlarında burası Oyratların (Kalmuklar) eline geçmiş ve bu durum, 1755’te Çinlilerin hâkimiyeti altına geçinceye kadar devam etmiştir.
ÇİNLİLERLE MÜSLÜMANLARIN MÜCADELESİ ASIRLARCA SÜRDÜ
Çok kanlı bir harekâtla adeta bütün civar halkını ortadan kaldırarak bölgeye hâkim olan Çinliler, 1762’de Ning-yuan-chen adı altında Gulca şehrini, iki yıl kadar sonra da bunun güneybatısına Çin Türkistanı bölgesinin idare merkezi olmak üzere Yeni Gulca’yı kurdular. Gulca yeni yerleşimlerle, özellikle 1765’te Kalmuklar’dan kaçarak Kaşgarya’dan gelen 12.500 kadar göçmenin bölgeye yerleşmesiyle gelişti ve büyüdü. Yeni yerleşen Müslüman Türkler, Tarançiler (ziraatçılar) diye adlandırıldı. Yine 18. yüzyılda bölgeye Çince konuşan ve muhtemelen Çinlilerle Uygurların karışmasından oluşan Müslüman Dunganlar geldi. 1851 yılında Gulca’da İli havzasına yaklaşan Ruslarla Çinliler arasında bir ticaret antlaşması yapıldı ve Rus tüccarlarına bölgenin yukarı taraflarında faaliyette bulunma ve yerleşme imkânı sağlandı. Dokuz yıl sonra da Rusya ve İngiltere’ye Gulca’da konsolosluk kurma izni verildi. 1862’de Shen-Si’de ortaya çıkan Müslüman ayaklanması kısa sürede gelişerek Gulca bölgesine doğru yayıldı ve şiddetli mücadeleler neticesinde Müslümanlar Yeni Gulca’ya hâkim oldular.
ABDULHAMİT HAN’A YAZDILAR: KAŞGAR İSLAM HÜKÜMETİ İSLAM BİRLİĞİ İÇİN ÇALIŞTI
1867’de, daha önce Akmescid’de Ruslara karşı çarpışmış olan Yakub Bey Hokandî, Kaşgarya bölgesinde hâkimiyet kurdu. Bu hâkimiyet hakkında Yakub Bey’in oğlu Yakub Hanzade Beykulu Bey, Sultan İkinci Abdülhamid Han’a gönderdiği raporda şunları söylemektedir: “On iki sene cansiperane bir gayret neticesinde merhum pederim Çinlilerin ve birtakım kargaşacıların zulüm ve tasallutundan kurtularak Kaşgar kıtasında bir İslam hükümeti kurmuştur. O, ömrü boyunca İslam kardeşlik ve birliği için çalıştı ve didindi. Bu hükümeti kurduktan sonra itaat ve bağlılığını arz etmek için de yüce sultanımız ve halifemiz olan Sultan Abdülaziz Han’a elçi gönderdi. Bilindiği gibi Rusya, bu bölgelere sınır olduğundan ve İngiltere de buralardaki sömürgeleri sebebiyle Kaşgar’ı himaye etmeyi teklif ettilerse de bu teklif, memlekete ve ittihad-ı İslam’a zarar vereceğinden dolayı kesinlikle reddedilmiştir ”. Yakub Bey’in bu şekilde hareketi üzerine Ruslar bir ara Hokand bölgesini tamamıyla kendi topraklarına katmayı düşündülerse de bundan vazgeçtiler ve 1871’de Gulca dâhil Yukarı İli havzasını işgal ettiler. 1883’te de Gulca, Çinliler tarafından işgal edildi. 
DOĞU TÜRKİSTAN İSLÂM CUMHURİYETİ GULCA’DA DA KURULDU
1931 yılının Nisan ayı başlarında Çinlilere karşı Doğu Türkistan’ın en doğu vilayeti olan Kumul’da başlatılan bağımsızlık hareketi kısa zamanda bütün Doğu Türkistan vilayetlerine de yayılmış ve nihayet, 12 Kasım 1933 günü Kaşgar’da bir meclis toplanmış ve aynı gün Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin kurulmuş olduğu ilân edilmiştir. Ancak bu durumdan rahatsızlık duyan Rusya, Çin ve İngiltere gibi devletler, gizli ittifaklarla bu devletin yıkılmasını sağlamışlardır. Bilahare, 7 Ağustos 1944’te, bu sefer Gulca vilayeti merkez kabul edilerek Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuştur. Çin hükümeti çaresiz kalınca Gulca’daki yeni rejimin yetkilisi Ahmed Can ile temasa geçmiştir. Neticede bu devletin de yıkılışının ardından 1947’de Dr. Mesut Sabri Baykozi’nin başbakan ve İsa Yusuf Alptekin’in genel sekreterliğini yaptığı mahallî bir Doğu Türkistan Hükümeti ilan edilmişse de, bu hükümet de uzun ömürlü olamamıştır.
1997’DE GULCA’DA İNANILMAZ BİR KATLİAM YAPILDI
4 Şubat 1997 tarihinde Doğu Türkistan’ın Gulca vilayetinde, Kadir gecesi Kur’ân-ı Kerîm okumak ve ibadet etmek üzere bir evde toplanan Doğu Türkistanlı kadınlar, Çinli polisler tarafından eve yapılan bir baskınla dışarı çıkarılmış, hatta bu zorbalığa direnen kadınların üzerine ateş dahi açılmıştır.
Kadınlar, yaka-paça alınarak dipçik darbeleriyle polis merkezine götürüldüler. Bu duruma tepki gösteren halk, polis merkezinin önünde toplanmıştı. Müslümanların, Çin polisinin suçsuz yere tutuklamak istediği kadınların serbest bırakılmalarını istemeleri üzerine iki Doğu Türkistanlı kadının cesedi kalabalığın önüne atıldı. Polisler tarafından silahsız halkın üzerine makineli tüfeklerle yaylım ateşi açıldı. Bu şiddetli kurşun yağmuru altında yüzlerce Doğu Türkistanlı hayatını kaybetti. Netice itibariyle bu hadiselerde Doğu Türkistan halkı binlerle ifade edilebilecek sayıda evladını şehîd vermiş, bir o kadarı da yerlerinden yurtlarından uzaklaştırılmış, ya da sürülmüştür. Bu katliam da tarihe “Gulca Katliamı” olarak geçmiştir.
OSMANLI-GULCA MÜNASEBETLERİ VE HAMİDİYE MEKTEBİ
Osmanlı Devleti her devirde Türkistan bölgesine yakın ilgi göstermiş ve hususiyle Safevilerle yapılan savaşlar sırasında Orta Asya’daki Hîve, Buhara, Semerkand ve Hokand hanlıklarına elçiler göndererek münasebetlerde bulunmuştur. Rusya’nın ve Çin’in bölgede nüfuz elde etmeye başlaması ile de bu münasebetler bir zaruret halini almıştır. Çünkü Rus ve Çin devletleri buralarda Müslümanlara karşı büyük bir tahakküm idaresi kurma gayretinde olmuşlardır. Türkistan bölgesindeki Müslüman hanlıklar da, 16. yüzyıldan itibaren İran, Çin ve Rusya’ya karşı hem büyük bir siyasi güç hem de Osmanlı padişahı “İslam halifesi” olduğundan Osmanlı Devleti’ne elçiler gönderme ihtiyacını duymuşlardır. Osmanlı-Türkistan münasebetleri sadece siyasî saha ile sınırlı kalmayıp dinî, ilmî ve ticarî faaliyetleri de içine almış ve devletin yıkılışına kadar devam etmiştir. Bugün Osmanlı Arşivi’nde mevcut vesikalar ışığında buralarla olan münasebetleri en ince teferruatına kadar görmek mümkündür. Meselâ, hacıların İstanbul’a gelerek halifenin duasını aldıktan sonra mukaddes topraklara gittikleri o devirlere ait, Türkistanlı hacılara yardım edilmesi ve emniyetlerinin sağlanması konusunda binlerce vesika mevcuttur. 
Milli Gazete