logo

Uygurlar için değişen hiç bir şey yok

Urumçi olaylarının dördüncü yıl dönümüne ve Ramazan ayına yaklaşılan bu günlerde Doğu Türkistan, farkında olmadan alışık olmaya başladığımız olayları tekrar yaşamaya başlıyor.
1993 yılında gösterime giren Groundhog Day filmi kendini beğenmiş, bencil, düşüncesiz ve sevgisiz bir karakter olan Phil Connors'un aynı günü sürekli olarak tekrar yaşamasını konu alır. Connors zaman içinde aynı günü yaşaya yaşayan o eski sevimsiz halinden kurtularak bambaşka bir kişilik kazanır. Doğu Türkistan'da son yıllarda yaşananlar artık herkese bir Groundhog Day filmi hissi veriyor. Her kanlı olay sonrası yine aynı cümleler dökülüyor herkesin ağzından. Çinli yetkililer her olaydan sonra yine dış mihraklardan destek alan "iç mihrakları" suçluyor. Bölgede yaşananlardan kendini hiç sorumlu tutmamak meselenin toplumsal, kültürel, dini ve kimliksel yönünden bihaber kalmaya çalışmak Çin yönetimi için her defasında olaylar için sunulan en kullanışlı açıklama haline geliyor. Her seferinde onlarca ölüm yüzlerce tutuklanma gazetelerde küçük kupürler halinde gözümden kaçarken bu sessizlik artık Uygur halkı için iyiden iyiye çekilmez bir hale geliyor. Her defasında yaşananlardan sonra Doğu Türkistan meselesi dünya coğrafyasında yaşanan zulümlerden bahsedilen bir cümlede verilen örneklerden biri olmanın ötesine geçemiyor. Bunun için de her olaydan sonra yazılacaklar bize bir önce yazdıklarımızdan çok farklı bir ortam ve bağlam sağlamıyor. Görüyoruz işte orada hiçbir şey değişmiyor. Film hep aynı film. Ne Çin'deki liderlik değişimi ne ekonomik gelişimi ne dünyaya entegrasyonu Çin'in konuya yaklaşımında zerre ilerleme getirmiyor. Ortada ne bir pozitif adım ne de sorunun çözümüne dair bir girişim görülüyor. Groundhog Day'deki Phil Connors'ın aksine sorun karşısında kendini beğenmiş tutum ve sevimsizlik gittikçe daha da artıyor.
2009 yılındaki Urumçi olaylarının dördüncü yıl dönümüne ve Ramazan ayına yaklaşılan bu günlerde Doğu Türkistan işte bu farkında olmadan alışık olmaya başladığımız olayları tekrar yaşamaya başlıyor.  Önce Turpan'da resmi rakamlara göre 35 insanın hayatını kaybettiği –ancak ayrıntılılarını hiçbir zaman öğrenmeyeceğimiz –  bir dizi olay yaşandı. Bunun hemen sonrasında ise bu sefer güneyde Hotan şehrinde daha kaç kişinin öldüğünün dahi belli olmadığı bazı çatışma haberleri geldi. Olayların hemen sonrasında Çinli yetkililer yaptıkları açıklamalarda her zaman olduğu gibi saldırılardan İslamcı, bölücü, dış destekli bir grubu sorumlu tutmaya başladı. Kullanılan dil bundan iki ay önce Kaşgar'da bundan dört sene önce de Urumçi'de ve daha birçok kereler başka bölgelerde kullanılan dil ile aynıydı. Özetle Çinli yetkililere göre bölgedeki herkes mutlu, huzurlu, güvenlikte, refah içinde ve sağlanan geniş özgürlükler ile yaşarken dış güçlerin yardımıyla bölgeye bu dış elementler sızıyor ve bu güzel ortamı bozmak için elinden geleni yapıyordu. Bunlara artık rasyonel hiçbir gözlemci inanmıyor olsa da Çin için bu durum artık bir standart operasyon prosedürüne dönüşmüş durumda. Olaylar yaşanırken bazı günah keçileri oluşturma ve sonrasında ise geniş çaplı asayiş operasyonları "problem çıkarabilecek" herkesi gözaltına alma.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin ortaya koyduğu hikaye pek inandırıcı olmasa da uygulanan medya karartması pek fazla bilginin yayılmasına izin vermiyor. Bu durum bir yandan olay hakkındaki soru işaretlerinin artmasına sebep olurken öte yandan da olaylar sonrası yaşanan insan hakları ihlalleri konusunda kamuoyunun bilgisiz kalmasına yol açıyor.
Turpan ve Hoten'deki olaylar sonrasında Urumçi'nin bir garnizon haline dönüştürülmesi bölgedeki diğer şehirlerin de güvenlik karantinası ile birer açık hava hapishanesine dönüştürülmesi Çin hükümetinin meseleye bakışındaki problemli durumu daha fazla gözler önüne seriyor. Çin hükümeti çözümü tartışmak bir yana sorunun varlığını dahi reddeder tutumundan vazgeçmeyerek sadece Uygurları daha da yabancılaştırmıyor aynı zamanda bölgeye trenlerle taşıdığı Han Çinlilere de derin bir Uygur karşıtlığı aşılıyor. Bu tutumu "dış mihrak", "Çin'in istikrarına karşı güçler", "bölücüler" söylemi ile günden günde daha da muhkemleştirerek bölgenin geleceği için bir etnik çatışmanın da tohumlarını ekiyor. Özellikle son operasyonlar sırasında Çin'in suçladığı grupların sürekli adının içinde İslam geçen gruplardan oluşması ve "yasadışı dini yayın" teriminin sıklıkla kullanılır olması Çin genelinde İslamofobinin de güç kazanmasına sebep oluyor.
Son dört sene içinde meydana gelenler bölgedeki problemleri Uygurların gözünü korkutmak ile halledebileceğini düşünen Çin yönetiminin önümüzdeki dönemde çok daha acımasız olabileceğini gözler önüne seriyor. Bölgenin artan jeopolitik önemi ve yeraltı zenginlikleri bu durumu Uygurlar açısından daha da korkunç bir hale getiriyor.  Güvenlik algısını her şeyin üzerinde tutan Çin yönetimi uyguladığı baskı politikalarıyla sağladığını düşündüğü toplumsal istikrar hedefinin aslında köküne kibrit suyu döküyor.  Bu durum önümüzdeki dönemde bölgedeki etnik ilişkilerin daha da kırılgan bir hale gelebileceğini ve Çin yöneticilerinin meseleye yapıcı çözüm önerileri getiremediği sürece de bu problemlerin daha da kangren bir hal alacağını gösteriyor.

Kılıç Buğra Kanat/ Dünya Bülteni