logo

Küreselleşmenin sonu mu geliyor?

Bugün ABD’den Avrupa’ya pek çok ülkede popülizmin ve ulusalcılığın yükselişi gündemi belirlerken, 2008 krizi öncesinde sorulması bile garip karşılanabilecek olan bir soru şimdi sıkça soruluyor. Son çeyrek yüzyılda küresel gündeme damgasını vuran ve 2008 krizi öncesinde altın çağını yaşayan küreselleşmenin geleceği sorgulanıyor.

Bu sorgulamanın, küreselleşme sürecini tetikleyen küresel şirketlerin çoğunun anavatanı olan ABD’de ve Avrupa’da alevlenmiş olması, kendilerini küreselleşmenin kurbanı olarak görenlerin çoğunlukla bu ülkelerde bulunmasından kaynaklanıyor. ABD ve Avrupa’da hayli yaygın olan küreselleşme düşmanlığını siyaset malzemesi yapan liderlerin öne çıktığını ve gündemi belirlemeye başladığını görüyoruz.

Bu durum ilk bakışta şaşırtıcı gibi görünüyor. 1990’larda, küreselleşme sürecinin hız kazanmaya başladığı dönemde, özellikle sol çevrelerde, küreselleşmenin “emperyalist Batı’nın geri kalmış ülkeleri sömürmek için bulduğu yeni yöntem” olduğu ileri sürülmüş ve küreselleşme karşıtı eylemlerde de bu söylem etkili olmuştu. Küreselleşmeye karşı en büyük tepkinin Batı ülkelerinden geleceği ise o dönemde hemen hiç vurgulanmamıştı.

Küresel şirketler kazandı ama..

Bugün ortaya çıkan tablo, çeyrek yüzyıl önce hesaba katılmayan bir olgunun belirleyici hale gelmesinden kaynaklanıyor. Çoğu Batı kökenli olan küresel şirketlerin çok hızlı büyümesine ve karlarını artırmasına olanak veren küreselleşme süreci, söz konusu şirketlerin anavatanı olan Batı ülkelerinde geniş toplum kesimlerinin bu sürecin mağduru haline gelmesine yol açtı. Küresel şirketler küresel arz zincirleri oluşturarak sanayi üretiminin önemli bir bölümünü, emeğin ucuz olduğu ülkelere kaydırırken o şirketlerin anavatanlarında pek çok kimsenin işini kaybettiği ve küreselleşmenin kurbanı haline geldiği gerçeği şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Bu kesimin tepkisinin neden şimdi ortaya çıktığını açıklamak için dünya ekonomisinde ve finans sisteminde yaşanan gelişmeleri hatırlamak gerekiyor. Küreselleşme süreci 2000’li yıllarda altın dönemini yaşadı ve 2007 yılında dünya ekonomisinin büyüme hızı % 5.7’ye kadar yükselirken Batı ülkeleri de bu yükselişten nasibini aldı ve küreselleşmenin mağduru olan kesimler de bu sayede oyalandı.

Ancak 2008 kriziyle birlikte küreselleşmenin altın yılları sona erdi, ABD ve Avrupa’da birçok ülke resesyonla burun buruna geldi. Şimdi sekiz yıl sonra ABD ve Avrupa hala yetersiz büyüme sorunuyla karşı karşıya ve bu ülkelerde hayat standartlarının gerilediğini daha derinden hisseden kitleler başkaldırı noktasına gelmiş durumda. Küreselleşmeye, küresel şirketlere, uluslararası ticaret anlaşmalarına ve özellikle göçmen işçilere karşı yükselen bir tepki var.

Küreselleşmenin sonu yakın mı?

2008 krizi sonrasındaki gelişmeler küreselleşme sürecinin her cephede gerilediğini gösteriyor. 1980’lerin sonuyla 2008 arasındaki dönemde yılda ortalama %8 artış göstererek dünya ekonomisinin ortalama büyüme hızını ikiye katlayan dünya ticaretinin büyüme hızı şimdi % 2 dolayında ve dünya ekonomisindeki %3 dolayındaki büyümenin gerisinde. Yani dünya ticaretinin büyüme hızında ciddi bir düşüş var. Uluslararası sermaye hareketlerine baktığımızda da 2009 öncesine göre %50’lik bir düşüş olduğunu görüyoruz. Son dönemde yoğun tepkilere neden olan göçmenlerin sayısındaki artış oranının bile 2005-2010 döneminde %16 iken 2010-2015 döneminde %10’a gerilediği görülüyor.

İngiltere’de Prospect dergisinin Kasım 2016 sayısında yer alacak yazıda küreselleşme sürecinin 1980’ler sonrasındaki gelişimini değerlendiren tanınmış ekonomist Barry Eichengreen bu sürecin altın yıllarının bir daha geri gelmeyeceğini vurguluyor. Eichengreen, Çin ekonomisinin 2008 krizi öncesinde gerçekleşen çok yüksek büyüme hızlarını sürdürmesinin mümkün olmadığını, küresel şirketlerin küresel arz zincirleri oluşturarak küresel ticarete vermiş olduğu ivmenin de bir kez daha tekrarlanamayacağını ileri sürüyor. Eichengreen, 2008 sonrasında dünya bankacılık sistemin işleyişiyle ilgili olarak alınan önlemlerin de bankaların uluslararası kredilerini azaltıcı etki yaptığını belirtiyor.

Küreselleşme karşıtı tepkilerin küreselleşmenin geleceğini nasıl etkileyeceğini önümüzdeki dönemde daha net bir şekilde göreceğiz. Bu tepkilerin küreselleşmenin sonunu getireceğini düşünmek kolay değil ama bugüne dek küresel şirketlerin yönlendirdiği küreselleşme sürecinin bundan böyle toplumsal tepkileri de dikkate alan bir anlayışla sürmesi beklenebilir.

Osman Ulagay / Dünya Gazetesi