logo

Ramazan ve Bazı Enteresan İbadetler

İlim, fikir ve gönül önderi Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’nin Ramazan ayına kavuşma heyecanı ve Peygamber Efendimizin (sav.) dikkat çektiği mühim ibadetleri anlattığı başmakaleyi istifadenize sunuyoruz. 

Mübarek Ramazan ayına kavuşma sevinç ve heyecanındayız. Ramazan’da zevkle, şevkle ne tatlı ibadet eyleriz!

İbadet’ deyince zaten aklımıza önce namaz ve oruç gelir; hayalimizde bir kenara çekilmiş, seccadesini yaymış, eline tesbihi almış, boynunu bükmüş, dergâh-ı izzete yönelmiş bir insan canlanır veya başı takkeli, aksakallı muhterem dedelerimizi, oyalı, büyük, pak başörtüsüne bürünmüş, nur yüzlü sevgili ninelerimizi hatırlarız.

Evet, çok doğrudur, gerçekten namaz, oruç muhteşem ibadetlerdir. Çok mühim ve çok faydalıdırlar; bütün din kitaplarımızda bunlara layık oldukları kadar geniş yer verilmiş, teferruatları etraflıca izah edilmiştir...

Ama sevgili ve yüce Peygamberimiz, başımızın tacı, dertlerimizin ilacı, gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru, ulu rehberimiz, emsalsiz serverimiz, Muhammed-i Mustafâ Efendimiz (sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem) bazı hadîs-i şerîflerinde, alışılmışın dışında, bazı enteresan ve çok mühim ibadetlerden de bizi haberdar ediyor; insan hayret ediyor; İslâm’ın ne kadar güzel bir din olduğunu görüp hayran kalıyor.

Mesela: Düşünmeyi, tefekkürü her zaman yapageldiğimiz, olağan bir zihin faaliyeti olması dolayısıyla basit ve önemsiz görebiliriz; ama İslâm dini onu da bir ‘ibadet’ sayıyor; hatta Efendimiz buyuruyor ki:

“Tefekkür gibi (onun kadar kıymetli ve sevaplı) hiçbir ibadet yoktur.” “Bir saatlik tefekkür, bir yıllık ibadetten daha hayırlıdır.” Bazen tefekkür o kadar mühim ve hayırlı sonuçlar doğurur ki 60 yıllık ibadete bedel muadil olur.

Çoğumuz söze önem vermez, gelişigüzel, malayani söz ve sohbetlerle nefes tüketir, ömürleri boşa harcarız. Halbuki söz bazen savaşı keser, bazen başı kestirir; fevkalade önemli, ciddi ve veballidir. “Ya hayr söylemeli, ya da susmalı”yız.Çünkü yerine göre sükût da bir ibadettir; Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem);

“Sükûtu tefekkür, bakması ibret olan ve sahifesinde çok istiğfar bulunan kimse kurtuldu, felah buldu.” buyuruyor. Demek ki çok kere ‘ibadet niyetiyle’ sükût etmeli, derin tefekkürlere dalmalı, etrafımıza dikkat ve ibretle bakmalı, olaylardan ibret almalı, âhireti düşünerek kendimizi kontrol etmeli; hesaba çekmeli, hata ve günahlarımıza gözyaşları dökmeli, pişman olmalı, tevbe etmeli, Allah’tan affımızı, bağışlanmamızı dilemeliyiz.

Hadis alimi ed-Deylemî, Ebû Hüreyre’den rivayet eylemiş ki Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

“İbadetin en faziletlisi ilim talep etmek (yani ilim öğrenmeye, bilgi edinmeye gayret etmek)tir.”

Bu hadîs-i şerîften İslâm’ın ilme ne kadar büyük değer ve sevap verdiğini öğreniyoruz. Çünkü ilim her türlü hayrın ve başarının anahtarı; aksine cahillik de her türlü kötülüğün, zarar ve ziyanın kaynağıdır. Nitekim cahil, iyi niyetle kaş yapayım derken göz çıkarır; işi karıştırır; yüzüne gözüne bulaştırır, berbat eder. Cahil, sofuluğa heveslenirse, ibadeti de yalan yanlış, eksik aksak, asılsız mesnetsiz, şartlarına uymadan, ahkâmına aykırı olarak yapar, böylece ibadetini ifsat ve iptal ettirir, boşa yorulur.

İlim, en faziletli ibadet olduğu gibi, mârifetullah, yani Allah’ı bilip tanımak da ilmin en şerefli, en yüksek, en üstün derecesidir. Bunu Peygamberimiz şöyle ifade buyuruyor:

“En faziletli amel Allah’ı bilmektir; ilimle yapılan az bir amel-i sâlih, fayda verir; ama cahilâne yapılan çok amel hiç fayda sağlamaz.”

Müslümanın, müslüman kardeşine hizmet etmesi, yardımcı olması; onun işini görmesi, ihtiyacını gidermesi, gönlünü hoş kılması, içini sevinç doldurması da bir çeşit büyük sevaplı ibadettir. Nitekim İbni Abbâs (radıyallâhu anhumâ), Efendimiz’den şu hadîs-i şerîfi rivayet ediyor:

“Bir kimse mü’min kardeşinin işini görmek üzere yürür de o işi bitirir, başarırsa, bu onun için on sene itikâftan daha hayırlıdır.”

(İbni Abbâs hazretleri bir kere, Mescid-i Nebevî’de itikâfa girmişti. İtikâfın, bilhassa Ramazan’ın son on gününde camiye gidip, orada yatıp ibadet ederek vakit geçirmek, evine bile gelmeden gece gündüz devam etmek şeklinde çok mühim bir sünnet-i kifâye olduğunu; şer’î ve makbul bir sebep olmadan camiden çıkılınca o itikâf’ın bozulduğunu da biliyoruz. Ama İbni Abbâs (radıyallâhu anh) bu itikâf esnasında, borçlu bir kimseyi, borçtan kurtarmak için alacaklının yanına onunla gitmek üzere mescidi terk etmeye koyuldu. Adam ikaz edince yukarıdaki hadîs-i şerîfi rivayet eyledi).

Aynı konuda Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) de şu hadîs-i şerîfi naklediyor:

“Âmâl-i sâlihanın en faziletlisi, mü’min kardeşinin gönlüne sürur ve sevinç sokman; yahut onun borcunu onun namına ödeyivermen, yahut da ona ekmek... yedirmendir.”

O halde, önümüzdeki mübarek günlerde, o güzelim namaz ve oruçlarla beraber, ilim irfan öğrenmeye, tefekküre, gönül almaya, mü’minleri sevindirecek işler ve hayırlar yapmaya da son derece dikkat ve itina ile gayret edelim.

Konu ile ilgili diğer bir hadîs-i şerîfi de aşağıda sunarak yazımı bitiriyorum. Cenâb-ı Hak ibadet ve taatlerinizi, hayrât ü hasenâtınızı kabul eylesin; cennetiyle, cemaliyle müşerref buyursun; Firdevs-i Âlâ’da Habîb-i Edîbi’ne (sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem) komşu olmayı nasip kılsın, Ümmet-i Muhammed’e, onun yüzü suyu hürmetine rahmet eyleyip iki cihan izzet ve saadeti versin!

Efendimiz buyuruyor ki:

“Şu beş şey ‘ibadet’tendir.

“Az yemek,

“(Namaz kılmasa bile) mescitlerde oturmak, beklemek,

“Kâbe-i müşerrefeyi seyretmek,

“(Okumasa bile) Kur’ân-ı Kerîm’e nazar eylemek,

“(Sevgi ve saygıyla) âlimin yüzüne bakmak.”

Kadın ve Aile Mecmuası / Şubat 1992